ANILAR

Bu sayfada yer almasını istediğiniz anılar varsa bilgi@sahder.org adresine gönderiniz. Mümkün olduğu kadar argo kelimeler kullanmaktan kaçınınız ve diğer kişileri rencide edecek ifadeler kullanmayınız. Yayınlanması Derneğimizce uygun bulunanlar bu sayfada yayınlanacaktır.



ANLATAN : ÖMER ANGIN

Köyde evlerde telefon yeni yeni yaygınlaşıyordu. Telefonun yaygınlaştığı ilk günlerde direk aradığımız numarayı çeviremiyorduk. Önce postaneyi arayıp, oradan aradığımız yeri bağlatıyorduk. Postacımız da Yakup’tu. Yazın iyi oluyordu postanenin kapısında oturmak. Yine o günlerden birinde 3 -5 kişi oturuyorduk, telefon çaldı. Yakup Bey telefonda konuşuyordu… “ayşe bilmem ne yapsın ağzına, çık kapıya da çağır” diye bağırdı. Anlayamadık, sorduk: “Hayırdır, ne oldu Yakup” “Noolacak, evlerinin arası 3 metre… ula dese duyacak. dutmuş bana Yakup abi bana Ayşe’yi bağla”… Epeyce güldük. Yakup Bey daha sonra da “bu telefon milleti avaralığa alıştırıyor” dedi. Bu da düşündürücüydü tabi ki.


ANLATAN : AVNİ UZUNDURUKAN

Rahmetli Necati BUGAN (Namıdeğer Alibeş) ile güzel bir anımı anlatayım.
Sene 1979 Rize’ye çay toplamaya gittik. Salifu Fehmi’nin Yılmaz’ı, Ömer Hafızın Kamil’i, İmamın Ahmet’inin Binol’u, Rahmetli Alibeş ve ben gittik. Patronumuz her gün birer paket maltepe sigarası alıyor bize. Bir gün Alibeş ile birlikte telis götürdük çay alım yerine. Patron Alibeş’e 5 paket sigara verdi. Yılmaz sigara kullanmıyor. “Yakaladım seni” dedim Alibeş’e. “Beşinci paketi demekki her gün sen içiyorsun.” “Uşaklara söyleme seninle pay edelim” dedi. Tabi çok önemli bir nalet ya sigara, hemen “tamam” dedim, “pay edelim”. Rahmetli Alibeş, “halamuğu Allah payı mı kardeş payı mı edelim” dedi. Biraz durdum, “Allah payı edelim” dedim. Alibeş sigara paketini açtı, bana bir tek sigara verdi ve paketi cebine attı. Tabi olur mu,
hemen itiraz ettim, “bana az verdin” diye. Alibeş “Halamuğu Allah kimine az verir kimine çok “dedi. Onu çok özlüyorum çoook. Mekanı cennet olsun.


ANLATAN : HİKMET UZUNARSLAN
Mustafa Angın alttaki anısında rahmetli Yunus arkadaşımızdan bahsedince bir anımı sizlerle paylaşmak istedim.
1986 Yılı Nisan Ayı. O zamanlar üniversite sınavları iki aşamalıydı. Önce Nisan Ayı’nda ÖSS sınavı yapılır, kazananlar Haziran Ayı’nda ÖYS sınavına girerdi. O yıl O da ben de ÖSS sınavına gireceğiz. Sınav yerimiz ikimizin de KTÜ’ydü. Bir gün öncesinden Yunus’la anlaştık. Sınava beraber gidecektik. O günler Ramazan Ayı’ydı. Sahur saatlerinde Yunus geldi. Yemek yedikten sonra yatmadan, yürüyerek Beşikdüzü’ne gitme kararı almıştık. Yola çıktık. Hava çok güzel bir bahar havasıydı. Akkese’ye aşağı giderken hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Bilenler için tam Ameduğun evini geçtikten sonra virajı döndük, biraz gidince yolun ortasında bir kirpi gördük. Yunus kirpiye hitaben

“oooooooo. Selamünaleyküm… ne işin var senin burada” diye seslendi.

Tam o esnada yolun sağ tarafında hendeğin altından bir kadın doğruldu. Şaşkın şaşkın bize bakıyordu. Elinde orak, yanında harar vardı, sanırım ot biçmek için gelmişti. Ama o an üçümüzde şok halindeydik. Kadın Yunus’un kendisine söylediğini düşünüyordu herhalde. Çünkü ortalıkta, kirpi, kadın ve bizden başka kimse yoktu. Yunus ve kadının yüz ifadeleri hala gözümün önünde. Sesimiz soluğumuz çıkmadan epey yürüdükten sonra kadının duyamayacağına kanaat getirdikten sonra başladık gülmeye.
Aramızdan erken ayrılan, Çok sevdiğim Yunus arkadaşımı rahmetle, sevgi ve saygıyla anıyorum.


ANLATAN : MUSTAFA ANGIN

Oflu İsin’in (Yazımı köy şivesiyle yazdığım için Hüseyin manasındadır, anlayamadığınız kelimeleri ziyaretci sayfasından sorabilirsiniz.) kızının mı yoksa oğlunun mu düğünüydü, tam hatırlayamadım. Evliya’da düğün yapıldı. Düğün sonrasında İsin’in doçu ve benim minübüsle Uzunalan’a… İsin’in eski kahvesi olan yere İsin Abimiz yemekli icecekli bi ziyafet hazırlamış. Şahmelik genclik ve orta yaş, biraz da eskilerden varız. Kemençe calınıyo, yeniliyo, içiliyo. Enerji de kemençeyle gideriliyor. Rahmetli Yunus mermi bitince Aydın Hafız’dan mermi ister, Aydın Hafız “yok ara yok” der. Az sonra 18 mermi peşpeşe atar, içeri girer. Yunus, “Aydın Emice hani mermin yoktu ya”. O, “yok ara yok sonuncusunu attım” der. Aradan 15-20 dakika geçer. Az sonra yavaş gene Aydın Hafız sıvışır. Bi ses gelir, 18 daha boşalır. “Yunus bu sana vermeyecek ben isteyeyim” dedim. “Aydın Hafız şurdan 10 mermi ver”, “Mermi ne aru, hepsini attım ya daha kalmadı” der. Yunus, “bırak Aydın emice yalanı, ne kadar kaldı” der .O da “son elliliğe bi kutu kaldı” der. Zıva tarafından iki el ateş edilir. Aydın Hafız bir telaşla dışarı koşar ve ses gelir. 18 tane daha… Aydın Hafız uzun süre içeri gelmez. Yunus “habu adam kendini mi vurdu, bi bakayım mı” diye sorarken, dışardan 18 mermi sesi daha… Yunus “tamam yaşıyo” dedi. Az sonra Aydın Hafız içeri girer. “Ara görümusunuz, Zıvalıyı nasıl susturdum”. Milleti bi gülme kırizi tutar. Arabaya bindik geliyoruz. Ofluların o karanlık sokağına, hani bol ağaclı yere gelince “Aydın hafız Zıvalıyı susturdunda, düğünün şerefine bi de haburayı şenlendir” dememize karşılık, “Ne diyusunuz, siz beni Ofluğun Mustafa’ya vurduracak mısınız, atmam, atmaaaam…” der AYDIN EMiCEM…Aydın Emicem(namı diğer Hacının Aydın)’ den nameler… Birisi ona bu konuyu sorarsa cevabı… “He öle oldu valla, Zıvalıyı susturdum, yaptım” dediğini duyar gibiyim. Saygılarım herkese…..

18 mermiyi hangi tabanca atar sorusunu da O’na sorun. Marka yok, reklama girer…


ANLATAN : TANER UZUNER

Herkese selamlar diyerek söze başlamak ve yapılmış olan bu güzel çalışmaya hasbelkader ben de katılmak istedim.
Çocukluğumuz pek renkli geçmedi köyde. Yaşayan herkesin bildiği şeyi tekrarlamaya gerek yok, ama dışardan okuyanlar için bir iki ipucu. Hafta içi okul, hafta sonu muhakkak bir iş vardı bize göre. Gazel, çayır, muhakkak birşeyler olurdu. Haftasonu yağmur yağsa diye çok dua ederdim. Sadede gelelim bir hafta sonu güz havasıydı. Köyde akranlarımla toplandık, gezeceğiz. Bir tanede lastik sapanımız var, ama yaşımız 10 civarlarında. Diğer çocuklar hep aşağıdan geldi. Barış, Savaş, Erkan, Özcan, Özkan Kale’ye çıktık, oradan daha yukarı Harmancık derken, akşam olmaya başladı, döndük aşağıya. Tam rahmetli Hacıeminuu Ahmet’in evinin arkasında durduk. Sapanı aldım elime. O zamanda kabalak suyu bizim köye yeni bağlandı. Bir nişan aldım ama vurasıya değil. Attım taşı, kalın su borusu parçalandı. Su gökyüzüne fırladı. Biz bir kaçmaya başladık… Köye kadar koştuk. Sonra baya bir müddet öyle kırık kaldı. Birileri torba falan sarmışlardı. Her gelip geçtikçe aklıma gelir boruyu kırmam. İlk defa söyledim. O zaman korkmuştum. Bu zamana kadar ne çocuklar ne ben söylemedik. Kalın sağlıcakla…


ANLATAN : MUSTAFA ANGIN

Karadenizlinin doğasında var, deniz ve doğa. Halen dağsız susuz yaşam düşünemem.Aynen bu konuyu çocuklarıma işliyorum.Günlerden bir gün Cuma, kafaya koydum Sis’e gideceğim. Çocukları arabaya koydum. Karadenizliyiz ya, silahsız olur mu. Belime de pederin yapmasını koyduk. Yol güzergahı; Şalpazarı yolu, ordan değirmen yanı, Kabalak Çeşmesi, İnişdibi yolu. Pazar günü de Çavuşu Kemal Amcanın oğlunun düğünü var, carşıya yolcu gidecek. Hepsinden önemlisi bu pazar saat 10:00’da köyde olmalıyız….Yanlış anlamayın içkiden bahsederken herkes taşıyabileceği kadar alırsa bir zararı yoktur. Kimseye de alması için tavsiye etmiyorum sadece yaşantımdan bi kesit diyorum.

Cocuklarımla yola cıktım. Kabalak’ta Süleyman Hoca’nın dağ evine gelince, (satıldığında kendi evim gibi üzülmüştüm) durdum. Hanım “ne duruyon gitsene” dese de ben araçtan indim, eve gittim. İçerde Süleyman hoca ve İsmet Amca ailesiyle oba yapıyorlar. Beni görünce sevindiler, gel dediler. “Hocam rahatsız ediyorum” dedim, “aracta cocuklar var” , “al gel”, “yok hocam, “gitçez. Sisin yolu uzun. Bir isteğin var mı”. İsmet amca; “Mustafa mermi vereyim”, Hoca “silahın var mı” soruları. “Sağ olun babam o işi gördü, siz bana bi tas yoğurt verin yeter”. Yoğurdu yiyen Mustafa soluğu Sis’te aldı. Sis’e çıktık, gece uyandık. Cumartesi öğle, neredeyse Pazar. Rakıyı istediğimiz gibi içemedik, geri dönmeliyiz, Kemal Amcanın düğünü var. Devamını yolda içeriz… Ata tuta geliyoruz, Süleyman Hoca’nın evine gelince büyük çocuğa silahı verdik at diye. Atınca küçük cırladı. Meğer boş kovan küçüğün koynuna girmiş. Sıcak boş kovan çocuğu korkutuyor. Bundan sonrası normal hayat desem de ne kadar normal, o meçhul. Kemal Amcanın düğününe yolcu taşı…Maceramı şöyle özetleyebiliriz. Benim yakın çevrem benim için normal derken bazıları bu da ne ki diyebilir. Burda benim iyi ve kötü yaptığım şeyler var. Burada kötü yönümü ve iyi yönümü ayırt ederken bir şeyler kapılması. Çevremi cok seviyor herkese saygı ve selamlarımı sunuyorum.


ANLATAN : MUSTAFA ANGIN

Günlerden bir gün Tomalliğin kahvesine geldiğimde(Kutluca) rahmetli Burhan Abimiz kızgın, yanına kimse yaklaşamıyor. Hani o delilik cağı diyelim.

“Hayrola Burhan Abi bir sorun mu var.”
“Ne sorunu olacak len sorun benim… Bir sağdan bir soldan iki tabanca sorun yaratanı mıhlarım ha.”
“Tamam Burhan Abi yaparsın koy onları yerine sana bir demli çay iyi gelir.”

Bu olaydan sonra Burhan Abimizin ismi cifte tabancalı olmuştu…..

Ölümünden bir süre önce sevdiğimiz abimiz hemen hemen bize her konuda destek veriyor, oğlunun olduğu topluma girmese de her baba gibi dışardan izlenim yapıyordu…..Şimdi bazı arkadaşlar bu yazıyı okuyunca hatırlarlar, benim hatırlayamadığım yerleri tamamlayabilirler.O yıllar nasıl olurdu bilmem ama cokluk sağlanırdı. Gene o coklukta bircok gencle beraber tek yaşlımız Burhan Abi. Çakırlı Dizgine tarafı karlı. Hamsi sefası yapacağız. Hamsi alındı. Araba Çakırlı’nın tepesine kadar cıktı. Oradaki ceşmeye cadır kuruldu. Burhan Abimiz “herşey tamamda rakı yok” dedi. “La Burhan Abi senin için buluruz” dedik. Çörtük Mehmet’le o kara Dizgine’ye yayan cıktık. Kahve kapalı, geri geldik. Hamsi yendi…Dere Çatında nişan atmaya başladık. Herkesin elinde bir pompalı taki, ağacın tepesi kopana kadar at atabildiğince. Neyseki bu macarayıda temiz atlattık dosluk ve beraberliğin verdiği güçle diğer günlere koştuk.
ŞİMDİKİ YAZIYI KENDİMİ ÖVEREK YAZMIYORUM. Rahmetli Pala ve Burhan Abimizin anısına….Pala abimizin yavaş yavaş düştüğü anlardı. Bu gurupta onun da oğlu vardı, şu kelimeyi kullandı. “Allah senden razı olsun benim oğlanı ayırmadığın için”. Zaten öyle bir düşünce olamazdı. O zaman orda ne yaşadıksa anımız oldu, dün gidenler bugün gelenler olacak, gelenlere ne bırakırsak saygınlığımız olacak ancak köy hayatımın kısa döneminde bu felsefeyle yola cıktım, kime ne yaşattıysam yapmam gerekeni yapmaya calıştım. Takdiri benimle o anı, o zamanı yaşayanlarda…


ANLATAN : AVNİ UZUNDURUKAN

Rahmetli Kör Ahmet Amca her gün olduğu gibi, Kutluca’dan dönüyor. Kahve yanında millet bir sürpriz yapalım diyerek anlaşmışlar. Ahmet Amca Kahvelerin kapısına geldiğinde kimsede ses seda yok. Herkes neredeyse nefesini tutmuş, susuyor. Ahmet Amca tam kahvelerin orta yerine gelmiş, bir öteye dönmüş, bir beriye… Çıt yok. O meşhur küfürüyle “Ula ……….. Şahmelikleri, hep mi kırıldınız” demiş.


ANLATAN : NADİR UZUNOĞLU

Bu olay Rahmetli Pala Mustafa Abimizin her şartta ne kadar mizah yetenegi olan biri olduğunun ispatıdır. Malum, Pala ameliyat oldu konuşamıyor. Halil’le hastanedeyiz. Yanında ben kalıyorum, ziyaretciler falan geliyor. O arada oda kalabalık. Pala köyden eşine (Çeşminaz’a) mavi hırkasını getirmesini söyleyece. Tabi konuşamadığı için bunu orada bir kagıda yazarak anlattı. Çeşminaz’da ses seda yok. Neyse biraz zaman geçtikten sonra Çeşminaz Yengem elinde bir kagıt, Pala’ya uzattı. Pala kağıdı okudu. Yıkılıyor gülmekten. Ne oldu derken baktım kagıda, şunlar yazıyor; “koyusu mu acık renkli hırka mı”.


ANLATAN : MUSTAFA ANGIN

Bir dönem Köye dönüş yaptım. İlk tanıştığım, çokça samimi olduğum ilk kişi rahmetli Pala Abimiz(Mustafa Uzunoğlu) oldu.Hemen hemen her konuda beni destekliyor, bana sahip cıkıyordu. Vefatından önceki son haftalardı. Ben ondan kaçıyordum veya kendi açımdan çok üzülüyordum. Her zamanki gibi onun bunun ekmeği, tüpü, kepeği, arabanın arkasında ev ev dağıtıyoruz, sıra rahmetli Sünnetci Hasan Amcamızın kepeğini bırakmaya geldi. Malum Pala’nın kapısına bırakılacak. Pala’nın yattığı odanın kapısı yola bakıyor. Beni gördü, eliyle gel yaptı. Gittim, bana şunu söyledi: “Belki siz beni görmek istemiyorsunuz ama benim sizleri göresim geliyor”. Gözleri dolmuştu. Öleceğinin O da farkındaydı ama ben O’nun hastalığını değil, hep iyi dönemini hatırlamak istiyordum. Demekki benim düşüncemde de yanlışlık varmış…
Pala Abimiz öldüğü akşam Kadir, rahmetli Yunus, Hükümet Mustafa, Ben ve hatırlayamadığım bir iki kişi daha vardı, cenaze bekliyoruz. Gece gec vakitlerde cenazenin başında öyle hararetli bi siyaset var ki, hele Hükümet Mustafa’ya yetişilmiyor, gürültü ses felan. Bir ara Kadir, “valla Pala Abim şimdi kalkacak hepimizi kovacak ha, adamı niye rahatsız ediyorsunuz” demişti. Köyde unutamadıklarımdan bir ikisi. Devamı gelecek. Saygılar…


ANLATAN : HİKMET UZUNARSLAN

İlk anıyı örnek olması açısından ben yazayım.

Yılı tam olarak hatırlayamıyorum ama yaklaşık 1986-1990 arası bir yıldı. Güneşli bir yaz günüydü. Kahveyanındaydık. İçerde oyun oynayanlar dışında epey kalabalık bir grup kahvenin kapısında oturuyorduk. Ahmet Amca (Kör Ahmet) her gün olduğu gibi Kutluca’dan dönüyordu. Uzun deyneğini çevirerek bir şeyler söylenerek geldi, selam verdi. Bakkal Çavuşuğun Ahmet hemen bir sandalye çekip oturttu Ahmet Amcayı. Bazı konularda Ahmet Amca’ya şakalar yapmaya başladı orada bulunanlar. Onlar Ahmet Amcaya takıldı, Ahmet Amca cevapladı, bazen de Ahmet Amca renkli esprileriyle orada bulunanlara takıldı.. Ortam bazen oldukça hararetleniyor Ahmet Amca Deyneğini sağa sola savuracak kadar sinirleniyordu. Epey bir müddet devam etti bu. Sonra kapıdaki çoğu kişi oyun kurup içeri geçti, Salfuğun Mehmet’i eve gitti, Bakkal Çavuşuğun Ahmet’i de sanırım bakkalın arkasında namaz kılmaya başladı. Kapıda sadece Mesut (Asim’in Muhammeti’nin oğlu), ben ve Ahmet Amca kalmıştık. Mesut ve ben konuşmadan oturuyorduk, epey bir müddet sessizlik oldu. Ahmet Amca deyneğini sıkıca sarmış, başını hafifçe sağa doğru düşürerek deyneğine yaslanmıştı. Bir ara başını kaldırdı, deyneğini avuçlarının içinde bir kaç kez çevirdi ve aynen şu sözcükler dökülüverdi ağzından.
“Hey gidi arkadaşlar hey… Siz de olmasanız vakit nasıl geçecek.”
Anladım ki Ahmet Amca ne kadar sinirleniyor olsa da bu muhabbetten hoşlanıyordu. O karanlık dünyasında bir renkti bu muhabbetler. Onu en çok kızdıranların başında gelen Bakkal Çavuşuğun Ahmet namazını kıldıktan sonra her zaman olduğu gibi, ekmek, peynir ve helva gibi ikramlarıyla Ahmet Amcanın gönlünü almayı ihmal etmedi. Saygı ve rahmetle anıyorum bu büyüklerimizi.